Bir gün, bir sabah erken saatlerde, Ayşe ve Ahmet bir yürüyüşe çıkmak için evlerinden dışarı adım attılar. Güzel bir sonbahar sabahıydı; hava serin ama ferahlatıcıydı. İkisi de farklı dünyalardan gelmişlerdi, ama birbirlerini anlamakta, bir şekilde yaşamın farklı yönlerini keşfetmekte harika bir uyumları vardı. Ayşe, hayatın her anını derinlemesine hissetmeye ve ilişki kurmaya değerli buluyordu. Ahmet ise çözüm odaklı bir insandı; her şeyin nedenini ve sonucunu hesaplamak onun doğasında vardı. Yürürlerken konu birden, insan vücudunun en gizemli döngülerinden biri olan küçük kan dolaşımına geldi.
Ayşe gülümsedi, “Ahmet, senin gibi bir mühendis için, sanırım bu vücutta işleyen her şeyin saniye saniye nasıl çalıştığını bilmek çok önemli, değil mi?” dedi.
Ahmet, hafifçe başını sallayarak “Evet, her şeyin düzgün işlediğinden emin olmak, vücudun da bir makine gibi sorunsuz çalışmasını sağlıyor. Ama bu küçük kan dolaşımının süresi nedir, hiç düşündün mü? Ne kadar hızlı işler?” diye sordu.
Ayşe bu soruya cevap vermek için derin bir nefes aldı. İnsan vücudunun kusursuz bir düzen içinde nasıl işlediğini hayal etmek ona her zaman derin bir huzur verirdi. “Sanırım, küçük kan dolaşımının ne kadar sürdüğü, her bir hücrenin oksijen alması ve kanın geri dönüp kalbe ulaşmasıyla ilgili… Hangi hızda olursa olsun, her şeyin birbirini takip etmesi gerekiyor. Bunu bilmek, insanın hayatına farklı bir derinlik katıyor.” dedi.
Ahmet, çözüm odaklı bakış açısıyla konuyu daha da derinleştirerek, “Evet, küçük kan dolaşımı aslında sadece 20–30 saniye sürer. O kadar kısa bir süre içinde vücudumuz oksijen alıp, kirli kanı temizliyor. Bu döngünün saniye saniye doğru işlemesi, hayatta kalabilmemiz için temel bir şart.” dedi.
Ayşe, sessizce birkaç saniye düşündü. “Ama bu 20–30 saniye, aslında biz fark etmesek de ne kadar önemli, değil mi?” diye ekledi. “Sadece bir saniyelik bir aksama, tüm bedenin dengesini bozabilir. Ama bu süre boyunca, her şey mükemmel bir şekilde işler. Bedenimiz o kadar uyumlu bir şekilde çalışıyor ki, ona dikkat bile etmeden devam ediyoruz.”
Ayşe’nin bu sözleri, Ahmet’in içini bir huzurla doldurdu. Evet, küçük kan dolaşımının bu kadar kısa sürede gerçekleşmesi bir mucizeydi, ama belki de hayatın en kıymetli anları da tıpkı bu süreç gibi kısa ve fark edilmeden geçiyor, diye düşündü.
Ayşe ve Ahmet, yürüyüşlerine devam ederken, vücudun karmaşık işleyişine dair bir hikaye daha yaşamışlardı. Küçük kan dolaşımının birkaç saniyelik süresi, hayatın her bir anının değerini anlamalarına vesile olmuştu. İkisi de birbirlerine bakarak, bu kısa ama derin döngünün, insanı ne kadar mükemmel kıldığını fark ettiler.
—
Küçük kan dolaşımının ne kadar sürdüğünü düşündüğümüzde, genellikle “sadece” bir tıbbi bilgi olarak kalabilir. Ama gerçekte, bu sadece biyolojik bir süreç değil; aynı zamanda yaşamın ne kadar kıymetli olduğunun bir hatırlatıcısıdır. Ayşe ve Ahmet’in hikayesindeki gibi, saniyeler içinde hayatı değiştiren bir döngü, bizlere tüm vücudumuzun nasıl bir uyum içinde çalıştığını ve ne kadar minik bir aksama ile her şeyin dengesinin bozulabileceğini hatırlatır.
Hikâyedeki gibi, bazen çok kısa süren bir şeyin içinde o kadar derin anlamlar saklıdır ki, çoğu zaman gözden kaçırabiliriz.
—
Peki, sizce hayatın kısa döngülerinden, anlık kararlarımızdan ne kadar önem taşıyor? Küçük kan dolaşımındaki bu hız, aslında yaşamın başka hangi yönlerini simgeliyor olabilir?
Yorumlarınızı duymayı çok isterim; bu düşüncelerle ilgili sizin görüşleriniz ne?