İçeriğe geç

Kendilik değeri ne demek ?

Kendilik değeri. Duyduğumuzda kulağa güzel, pozitif bir şey gibi geliyor, değil mi? Hepimizin daha yüksek bir kendilik değerine sahip olmayı arzuladığı bir gerçek. Ama gerçekte, bu kavramın ardında ne var? Herkesin “kendini değerli hissetmesi” gerektiği bir dünyada, kendilik değerinin bu kadar çok yüceltilmesi, aslında toplumsal bir manipülasyon mu? Gerçekten de insanın kendilik değeri, dışarıdan gelen onay ve başarıyla mı ölçülmeli, yoksa içsel bir yerden mi beslenmeli? Bu yazıda, kendilik değerinin ne anlama geldiğini ve bu kavramın toplum üzerindeki etkilerini cesur bir şekilde tartışacağım.

Kendilik Değeri: Toplumsal Bir Yapı mı, Gerçek Bir İhtiyaç mı?

Kendilik değeri, temelde kişinin kendine duyduğu saygı ve değer duygusudur. Kulağa hoş gelse de, modern dünyada bu kavram genellikle dışsal onaylara, başarıya ve görünür başarıya dayandırılıyor. Facebook’tan Instagram’a, okuldan iş hayatına kadar, kendimizi değerlendirme şeklimiz büyük ölçüde başkalarının gözünden şekilleniyor. Yani, günümüzün “kendilik değeri” anlayışı, esasen başkalarına gösterdiğimiz yüzeysel bir değer üzerinden inşa ediliyor. Ancak burada derinlemesine düşünmemiz gereken bir soru var: Kendilik değerini gerçekten dışarıdan gelen onaylarla mı tanımlarız?

Çoğumuzun kendilik değerini, toplumun sunduğu başarılar, statüler ve görünür başarılarla ölçmeye başlaması, bu kavramı karmaşık hale getiriyor. Başarılar bir insanın kendini değerli hissetmesini sağlasa da, bu his ne kadar sürdürülebilir? Gerçekten de kişi başarılı olduğu sürece kendini değerli hissedecekse, o zaman başarıların kaybolmasıyla birlikte kendilik değeri de kaybolur mu? İşte bu noktada işler karmaşıklaşıyor. Kendilik değeri, dışsal bir yapıya dayandırıldığında, insanı sürekli olarak bir şeylere ulaşmaya, birilerini memnun etmeye ve onay almaya zorlar.

Kendilik Değerinin Toplumsal Baskıları: Bir Yansıma mı, Gerçek mi?

Herkesin kendini değerli hissetmesini sağlayan bir toplumda yaşıyoruz. Bunun ne kadar pozitif bir şey olduğu söylenebilir, ama dikkatlice bakıldığında, bu durum çok ciddi bir paradoks oluşturuyor. Kendilik değerinin bu kadar fazla vurgulandığı bir toplumda, aslında insanların kendi kimliklerinden çok başkalarının beklentilerine göre şekillendiği bir duruma geliyoruz. Bir kişi, toplumun dayattığı başarı tanımlarına uyarsa kendini değerli hissediyor. Peki ya uymazsa? İşte o zaman, kendilik değeri kaybolur ve bu insan, başarısızlık ya da yetersizlik duygusu içinde kaybolabilir.

Evet, başarıları kutlamak güzel, ancak toplumun bu başarıları tek başına değer ölçütü olarak kullanması, insanları kendi iç değerlerinden uzaklaştırır. Sosyal medya örneğini ele alalım. Sürekli olarak takipçi sayısını, beğeni miktarını ve paylaşımlarının yankısını ölçerek insanlara değer biçiyoruz. Ama bir kişinin beğenilen bir paylaşım yapmasının, onun içsel bir doyum sağladığı anlamına gelip gelmediğini sorguluyor muyuz? Sosyal medyada gördüğümüz “mükemmel yaşamlar” arkasındaki gerçekliği görmek yerine, biz de bu yansımalara takılıyoruz ve bir noktada, kendiliğimizi dışsal göstergelere göre tanımlamaya başlıyoruz.

Kendilik Değeri ve İçsel Bağımsızlık: Gerçekten de Herkes “Değerli” mi?

İçsel bir kendilik değeri oluşturmanın zorluğu, aslında burada yatıyor: Kendilik değeri, bir noktada insanın kendi içinden mi gelmeli, yoksa dışarıdaki onaylardan mı beslenmeli? Birçok insan için bu bir ikilem. Hepimiz, dışarıdan gelen beğeni ve onaylarla mutlu olabiliriz, ancak bir noktada bu değerler geçici olur ve bizi tatmin etmekte yetersiz kalır. Gerçekten değerli hissetmek, dışarıdan bağımsız bir şekilde, içsel bir doyum ve tatmin ile mümkün olabilir. Ama bu, toplumsal baskılara karşı durmayı gerektiriyor. Ve bir soru doğuyor: Gerçekten herkes kendini değerli hissedebilir mi?

Bir insanın kendilik değeri, her zaman dış dünyaya bağlı olmayabilir. Kendilik değerini doğru bir şekilde inşa edebilmek için, kişinin kendi iç yolculuğuna çıkması gerekir. Toplumdan, başkalarının gözünden ve popüler kültürden bağımsız bir şekilde değer bulabilmek, her birey için zorlu bir süreçtir. Burada, toplumsal normlara karşı durabilen insan sayısı gerçekten de çok azdır. Çünkü toplumsal kabul, insanların kendilerini değerli hissetmesinin anahtarıdır.

Peki, toplumsal olarak kendilik değerini dışsal faktörlerle ölçmeye devam edersek, bu durum bizleri ne tür psikolojik sıkıntılara sürükler? İçsel değer arayışını daha güçlü bir şekilde savunmak, toplumsal normlarla çatışmak anlamına gelir mi? Kendilik değerinin, sadece başarılar ve dışsal onaylarla değil, içsel doyumla şekillenmesi mümkün müdür? Sizce, günümüzün değerli insanları gerçekten kendi içlerinde değerli hissediyorlar mı, yoksa sadece toplumsal bir ayna mı tutuyorlar? Yorumlarınızı merakla bekliyorum!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet güncel giriş adresivdcasino infobetexper giriş